İşte Ankara ili için iftar vakti… Ne koşuşturmaca ne telaş… Eee bir de ilk iftarın tadını demeye gerek yok, değil mi… ‘İftar için akşama ne yapacağız.’ kararsızlığı da cabası… Özellikle de tüm aile fertlerinin masada aynı anda toplandığını düşünürsek; güzeldir gerçekten iftar sofraları…
Pekiiii, hiç, ne kadar şanslı olduğunuzu düşündünüz mü, siz yukarıdaki telaşı yaşayanlar… Tek başına olup da, yemek yapmaya bile hevesi olmayanları düşünerek… Ya da evinde tek lokma yiyeceği olmayan ve biri beni davet etse diye, iftar vaktine kadar hala umutla bekleyip de, ezan sesini duyduğunda, hiç kimsenin kendisini çağırmadığı gerçeğini, mahsunca anlayanları düşünerek… Ya da öğrenci evinde kalan Zeynep ve arkadaşlarının, sizin beğenip de yemediğiniz en az üç çeşit iftar sofranızdaki yiyeceklere kıyasla, onların iftar sofrasındaki bir tek çeşit olan ama buram buram kokan makarnalarını yapabilmek için giriştikleri çabayı düşünerek…Ya da daha beter durumdaki, evsiz barksız zavallı Ahmet Dede’nin ve tinerci Özkan’ın, senede bir defa da olsa boğazından yemek namına nimetlerin geçeceği sevinciyle, kalabalık İftar Çadırı kuyruğunda, nasıl heyecanla beklediklerini düşünerek… aslında ne kadar da şanslıymışız dediniz mi!
Leziz iftar sofralarının bereketidir misafir… ‘Dokuz kısmetle gelir; birini yer gider’ derdi rahmetli babaannem, nur içinde yatsın… Yaptığınız yemekten bir tabak da öğrenci Zeynep’e vermenizle sizin yemeğiniz bitmez; ama talebelerin sofaraları şenlenir… Cebinizdeki beş lirayı evsiz Ahmet Dedeye vermenizle siz aç kalmazsınız; ama o kalabalık iftar çadırı kuyruğrundan, bi kişi eksilmiş olur ve belki tinerci Özkan’ın kardeşi Özcan da o günkü yemeğini ağabeyiyle bölüşmek zorunda kalmaz…
Yardım etmekten korkmayalım; ki Allah cömertleri sever… Hele ki ‘on bir ayın sultanı Mübarek Ramazan Ayı’nda… Hayırlı Ramazanlar, bereketli iftarlar efendim…