Arşiv hüzün

Geride Bıraktıklarım

Çok geçmemişti…hala bitmeyen el sallamaları gözümün önünde … Tıngır mıngır vagon seslerini yavaşça duymaya başlarken içim cız etti… Daha önce de tren yolcuğu yapmıştım ve her seferinde memleketime kavuşma arzusunu taşıdığımdan içim kıpır kıpır olurdu ama bu sefer hüzün ve sevinç içimde savaş halindeydi… Çünkü bu sefer geride bıraktıklarım vardı; kavuşacaklarım olduğu gibi…

İlk görev yerimde son gecemdi… Bütün kızlar toplandık… Valizimi her zaman 1 hafta önceden hazırlarken, bir gün son dakikaya sıkıştıracağım hiç aklıma gelmezdi… Beynimde ise gidişimin izleri, bir ileri bir geri harekete geçiyordu:

Bir gün öncesinde topluca yediğimiz o son iftar yemeğindeki birlik ve beraberliği anımsadığım gecede takıldım; yedisinden yetmişine paylaşılan dostluğu, bilmiyorum ki nasıl anlatsam… Top kulağımızın dibinde patladı; balıklar yendi ve çay faslı başladı… Sanki o gece restoranı kapattık, tüm garsonlar bizimle ilgileniyordu… istekler bitmiyordu… öyle karışık duygular uçuşuyordu ki bende: ‘Garsonlar daha oruçlarını açamadı’ diye düşünürken birden irkildim; ‘Keşke gitmeseniz’ demez mi çiçeği burnunda daha bi kaç günlük taze öğretmen… Kalabalağın coşkusuyla unutmuştum gideceğimi ; ama bu ince ses hatırlattı bana geride bıraktıklarımı… Ve tek giden ben değildim… daha öğlen diğer gideceklere, çiçeklerini birlikte seçmiştik ve az da üzülmüştüm…’Ben de gidiyorum, niye bana da çiçek yok…’ diye içten içe kıskandığımı kimseye söylemedim… İyi ki dememişim çünkü teker teker gidecekler veda konuşmasını yaptı ve birden bir çiçek daha belirdi arkadaşların elinde… Adım zikredilince boğazıma bir şey düğümlendi… ellerim titredi… dizlerim dermansızlaştı… Herkes benden bir konuşma bekliyordu… yapamadım… sustum… gideceklerin veda konuşmasından sonra kopan alkışı, ben konuşmamı yapamadan peşinen aldım; ama bu arada da herkesin gözlerini ziyaret etme fırsatı buldu gözlerim ve işte o zaman oldu söyleyecek bir çift sözüm… ‘Bir babam var, burada üç babam daha oldu; bir kardeşim var ve burada birçok kardeşim oldu… Hepiniz hakkınızı helal edin…’ ve daha da bir şey diyemeden, yine gözlerim son sözlerimi tamamladı dolup taşamadan…
Bu şehirde yaşamıştım ilkleri: Sevenlerim vardı, hakaret edenlerim olduğu gibi…Sırdaşlarım vardı,sırrımı yayanlarım olduğu gibi… Yardımedenlerim vardı, yardımlarını başıma kakanlarım olduğu gibi… Gitmeme bir buçuk saat kala; beni en mutlu günümde bile yalnız bırakmayan, en zor anımda yanımda olan, sırdaşım, yardımcım olan bir Büyüğüm aradı ve hadi hazırlan dedi… İşte ayrılık vakti geldi… İstasyona gidiyorduk… Valizler indi… O da ne: daha sabah benim kağıt işlerimi yapmak için benimle birlikte koşturan Büyüğüm şimdi beni uğurlarken de buradaydı; daha bi kaç gün öncesinde sonuçları öğrenmem için imterneti bana açan Büyüğümü de görünce, veda yemeğindeki dolup da akamayan gözyaşlarımı koyverdim gitti… İstasyon yolu hiç bitmesin istedim… Can dostlarımla son dakikalarımdı artık; her kıvrımda içim burkuldu; her kilometrede döküldü incilerim… fondada acı acı çalan müzik ise beni arkadaşlarımdan ayırmamak için elinden geleni yapıyordu… beni sürekli maziyle yüzleştiriyordu…kır çiçeklerim geliyordu aklıma, ne yaparlardı bensiz… gerçi onlar çabuk unuturlardı da ya ben… ve Ankara treni önce sesini duyurdu, sonra heybetini gösterdi… yükler trene yerleştirildi, kapılar kapandı, görevli bileti sordu, çarklar yavaş yavaş dönmeye başladı ve olamaz telaştan ben unutmuştum vedalaşmayı…son kez dost ellerini sıkamadım büyüklerimin; şöyle içten sarılamadım sırma saçlılarıma… Araya yine gözlerim girdi… derdimi anlatma görevi yine onlara düştü… Onlar da anladılar ki, o elleri ben kaybolana kadar havadaydı… işte onlar geride bıraktığım ve hayatım boyunca unutamayacağım dostlarımdı…

Yorumlar (2) »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.